......Hiç kimse sandığı kadar mutsuz, umduğu kadar mutlu olamaz.....

......Hiç kimse sandığı kadar mutsuz, umduğu kadar mutlu olamaz.....

...İliklerimde ki seni sensizlige ilikliyemedim.....

...yalancı bahar...

14/3/2008

 

....

Kaç baharı gerçek sanıp kandık söylesenize...

Kaçına "Nihayet" hasretle kucak açtık ve kaçında yanıldık...

Kaç kez ayaz vurmuş dallarımızda filizlerimiz söndü.

Yine de uslanmadık.

Yine geveze bir dosta sırlarımızı açar gibi açıldık yalancı bahara...

Yine yanıldık. Peşinden bastıran tipiyle ayıldık.

Ne yapalım ki, dalında patlamayı bekleyen bir tomurcuk gibi susamıştık ilk yaza... Kaç zaman olmuştu kendimizi güneşin kollarına bırakıp, ormanda yayılan kekik kokularıyla sarhoş olmayalı...

Tahmin ediyorduk, üzerimize katran rengi bir kafes gibi çöken bulutların ardında güneşin gülümsediğini...

Daha ilk ışınları deler delmez kafesi, açtık iştahla ruhumuzun pencerelerini...

Bahar öyle kolay gelmezdi aslında; biliyorduk; yanlış baharlarda az mı ayaz yemiştik.

Kaçımız mart güneşine aldanıp açılmış ve kara kafesin ağına düşmüştü yeniden...

Bahar, ilan-ı aşk mevsimiydi; astık aşklarımızı ilan panolarına, sevdalar yasakken daha...

Bahar, barışın mevsimiydi; müjdeledik barışı, silahlar konuşurken hâlâ...

Söyledik, ancak yazın söylenecekleri, güneş henüz toprağı ısıtmamışken... cemreler düşmemişken ilkyazın koynuna...

Yalanmış meğer bahar; daha vakti değilmiş, aşkın da barışın da...

Güneşe kananlar, yazı beklerken bahardan oldular; kesildi sesi soluğu, erken öten horozların...

İyisi mi itirafçı olalım; biliyorduk "İşte bahar" derken, ardından gelecek ayazı...

"Yalan bu çıkma" demişti temkinliler, tedbirliler, "çıkarken üstüne kalın bir şey al"anlar, "başına bir iş gelmesin"den ürkenler...

Ama bahar, olanca işvesiyle sokağa çağırıyordu.

Aşk, ilan panosuna asılmayı bekliyordu, barış bir kuş gagasında müjdelenmeyi...

"Erken mi geç mi" hesabına gelmezdi ikisi de... Peşlerine düşülmeli, ilan edilmeli, müjdelenmeliydiler.

Güneşi görür görmez seranada ve barış türkülerine başladık. Vakti gelmeden açıldık, geç kalmadan davranma telaşında...

Erkenmiş.

Kursağımızda kaldı bahar sevinçleri...

Erken öten horozlar, erken açmış çiçekler, erken doğmuş bebekler gibi kesildik, solduk, öldük.

Yine tedbirliler ulaşacak salimen yaza; biz yakalandık, zalim ayaza...

* * *


Ama itirafçı olsak da pişman olmadık.

Az da olsa ısındık hiç olmazsa... Vakitsiz de olsa söyledik, söylenmesi gerekeni...

"Bahar yalan mıymış gerçek mi" dinlemedik. Güneşin ilk dokunuşuyla haber verelim dedik, ardından gelecek müjdeyi...

Aşk için erkendi belki; barış henüz uzak...

...ama ikisi de gelecekti nasılsa sonunda...

Hep bildik ki, habercisidir yalancı bahar, sahicisinin...

Bazen vaat, hediyeden de kıymetlidir.

Kesilmeyi göze alıp erken ötmek yeğdir çoğu zaman, susup doğru zamanı kollamaktan...

Sonunda olan yalana kananlara olur, onlar müjdeledikleri şeyi göremeden giderler.

Lakin çoğu buna gönüllüdür.

Güneşe en erken onlar dokunmuşlardır, elbet en erken yanan onlar olacaktır.

Belki "İkinci Bahar"ı yaşayanlar bilir kıymetlerini...

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

keşke tanımasaydım seni...

12/3/2008

 

 

 

 

Keşke tanımasaydım seni!


Omuzlarıma bu kadar yük binmezdi o zaman...
Gözlerim ağlamayı bilmezdi...
O kadar sık kalbim çarpmazdı böyle delicesine...
Benim de ellerim sımsıcak olurdu mutlaka...
Geceleri asla uykusuzluk çekmezdim sabaha kadar...
Rüyalarım hatta tatlı hayallerim olurdu...
Duygusuzca düşünmezdim yokluğunda günlerimi, saatleri hep...
Hiç üşümezdim böylesine ölü soğukluğunda...
Hırsım takip etmezdi beni, kötü kader...
Kan çanağına dönmezdi gözlerimin ta içi...
Kayan yıldızlardın bende farklı dilekler tutardım...
Duyardım, anlardım yanımda konuşulanı...
Hayretim bu kadar artmazdı o zaman...
Ben de gülerdim zaman zaman...
Deniz ve mehtap benim için önemli olurdu...
Hele kara saplı bıçak dostum olmazdı sırtımda...
Güneşsiz dünyamda kavrulmazdı ciğerim...
Beynim ise böylesine hırçın ağlamazdı...
Kar yüreğime damla damla vurmazdı...
Gözyaşım ruhumu daraltmazdı, benliğimi sıkıştırmazdı...
En tiz sesiyle çığlıklar atmazdı göğsüm...
Simsiyah yankılar oluşturmazdı uykumda...
Saçıma sakalıma bende bakardım...
Delicesine bütün gücümle sigaramı çekmezdim...
Ya da keşke tanımasaydım seni!!!
Keşke!!!

 

Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

...git-meler...

12/3/2008

Gitmeler bana yarım kalmış bir şarkıyı hatırlatıyor, hele ki şarkıdan kasıt hiç söylenmemiş bir şeyse işte o zaman müzik eşliğinde salya sümük ağza sıçılıyor demektir.
Dur demeyi beceremem kimseye, ‘kal’ diyemem gitmek isteyene. Belki de hep bu yüzden kaybeden oldum başta ‘seni’ olmak üzere, halbuki ne kadar büyük harfle yazılası bir baş harfin vardı. Her şey senle tamam oluyordu, şarkılar, sigaralar, uykusuz geceler, gündüzler, boş sokaklar, loş ışıklar, kafiyeler ve bilemezsin neler neler...
İşlek caddeler üzerlerindeki duvarlara yazılan yazılar kadar kısa ve özdü söylemeye çalıştığım. Neyse artık sen gidiyorsun hiç gelmediğin gibi. Ve bilmiyorsun bu şehrin ‘sen’ tüteceğini. Geçmediğin sokaklar bile ardından ağlayacak, sebepler-sonuçsuz kalacak. Tamlamaların tamlayanı olmayacak. Ve belki de bir daha bu kadar cümleyi bir araya getirmeyeceğim senin hakkında, yolun açık olsun. Gitme demeyeceğim ama gelmezsin bir daha umarım.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

...yapraklar dökülecek ardımızdan...

12/3/2008

Yapraklar dökülecek ardımızdan..Sonbahara dönecek şimdi bu bahar vakti mevsimler..
Çünkü bitişi vuruyor saatler..

Bembeyaz bir örtü kaplayacak her yanı, soğuk..İçim üşüyecek sen yanımda yoksun diye..
Kal diyeceğim de, gitmeyi isteyen benim galiba..
Gidiyorum diyorum, bu dönemeçten sonrası yok diyorum..Olmuyor..
Sana yakınken başka bir sevdaya dokunulmuyor..

İçim üşüyor sevgili..
Değince tenin tenime ısınıyorum da yokluğun buna fırsat vermiyor. Keşke diyorum ve susuyorum, çatışıyorum sonra kendimle..Sana yalanlar söylüyorum..Kendime söylediklerimden daha hafifler.. Olmuyor..

Biz dediğin, yıkık bir kentin sevdaya yanık çocukları, ayrı düştük ama aynı yürekteyiz..Şimşekler çakarken senin gözlerinde benim içime düşüyor fırtınalı yağmurlar..
Bak yine yağmur var dışarıda, ılık esen rüzgar ve yine İstanbul, aklıma düşüyorsun..

Konuş benimle ve söyle, ne var bize dair yüreğinde..
Git diyorsan giderim, üç beş kırık cümle bırakarak geride..Sadece sevmiyorum de, geriye kalanları düşünme..Zaten soluyor susuz kalan aşk, dokunup dökme.Sonsuzluğa çıkan bir ses var içimden şimdi..Belki bir yakarış gibi, belki de çaresiz;Ben hiç kimseyi bu kadar sevmedim ki..

Bana sevdalı gözlerin vardı ya bir zaman..
Şimdilerde saklamaya çalıştığın..
Giderken yalnız onlar saklı kalır yüreğimde..bunu da çok görme...

 

 

 

 

...alıntıdır...

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı